Lake BAFA Lake Bafa will appear suddenly before you in all its tranquil beauty at the end of the plain of Soke on the road from Izmir to Bodrum. Its deep blue color, stretching as far as the eye can see, will refresh you on your travels, and you won't be able to take your eyes off the landscape that follows the curves of the road around its shores. This part of the Aegean, which preserves its traditional character even during the peak touristic season, long ago became a haven for people eager to avoid the madding crowd and live here in seclusion like monks. HISTORY of lake BAFA In ancient times lake BAFA was a bay of the Aegean Sea, part of the Gulf of Latmos, with the harbours of PRIENE in the north and Miletos, Didyma and Myus in the south and at the end of the bay was the Carian city of Heracleia. The Gulf was an important place for the marble trade, the Apollo Temple in Didyma f.i. was quarried from the groves that lay now in the garden of hotel NATURA. In time the Meander river filled the delta area with alluvium from the mountains and the harbors silted : lake BAFA started over 2.000 years ago. LATMOS MOUNTAINS The LATMOS mountains are also called the Beşparmak (Fivefinger) mountains and are in an area of 35 x 10km between Izmir and Bodrum in Turkey NE of lake BAFA in east-west direction; the highest top is TEKERLEK TEPE at 1.353m. For many reasons is it an unique area to walk and look around: the unspoiled nature, the strangly shaped rocks, the views (f.i. MEANDER delta and lake BAFA), the remains from ancient times (prehistoric drawings, hittite inscriptions, byzantine frescos and ruins of graves, churches, city-remains, temples, monasteries a.s.o.) and the ancient roads. Pleistarch ist thoughed to have constructed the plans for the roads from Smyrna to Myra and many paths still remain to be seen and walked on in the LATMOS mountains : old plastered stone-roads. HISTORY From remains we can see that already many thousands of years people are living and worshipping their gods in the LATMOS mountains. -6.000 B.C. Rock-paintings of people and symbols in many caves ( like GÖKTEPE, KARADERE, BALIKTAŞ, KERDEMELIK). -1.400 B.C. Hittite marks (as territory borders) found near SURATKAYA. -1.000 B.C. old city of LATMOS founded by pre-hellenistic carian people, in hiding for the Ionian colonisation. -370 B.C. Pytheos build the Zeus temple in Labranda, and constructed other buildings ordered by King Mausollos; he also built the 11km long holy-road from Labranda to Mylasa. -313 B.C. start of the rebuilding of the never finished Apollo temple of Didyma. -300 B.C. the carian general Pleistarch founded HERAKLEIA at the place where we find KAPIKIRI today and he used it as his capital; he also started the construction of roads, the first known pre-roman roads in Asia, ancient stony paths that were even used during the times of the Silk Road; remains of these roads cross still everywhere through the mountains. Also the sanctuary of ENDYMION is supposed to be rebuild in these Hellenistic times; from the myth of Endymion the handsome hunter / shepherd, condemned to eternal sleep, in love with the moon-goddess Selene, that bore him 50 daughters. In these years marble was quarried around lake BAFA and columns were produced here for usage in Miletus and the Apollo temple in Didyma; first near Gölyaka: quarries of Herakleia and after these were emptied around IONIAPOLIS now Mersenet iskelesi : quarries of Miletus; unique in the world for studying this type of stonework where still 70 columns can be found. In these times not only marble was exported from Ioniapolis to the harbor of Didyma (30km by see) but also honey and olive-oil were brought as far as Egypt. -afterwards in Roman times with the silting of Latmos Bay by the Maeander river and shutting off of lake BAFA from the sea, the area became of less importance. -262 A.C. with the Goths attacking and the silting of lake BAFA , work on the Apollo temple in Didyma was stopped, and it remained forever unfinished. - 700 A.C. monks fleeing from Yemen and the Sinai driven by Arabs and Persians build here homes, castles, churches and monasteries; the most famous is the STYLOS monastery and the biggest the Seven Brother monastery; churches and monasteries with wall and ceilings beautifully decorated with byzantine frescos. -1200 A.C. it became quite in the LATMOS mountains until they were rediscovered : -in 1765 Richard Chandler found the old city of LATMOS and wrote his name in the rocks. -in 1905 Theodor Wiegand started scientific searches in the LATMOS mountains. -in 1974 Anneliese Peschlow-Bindokat started her more than 20year during thorough investigations; for a long period financially helped by german institutes; in 1994 she found the first prehistoric paintings near Söğütözü (Göktepe) and in 2000 the Hittite marks near Suratkaya. Over 170 prehistoric paintings are found; in her book “Herakleia am Latmos” is an intriguing chapter with samples.
BAFA GÖLÜ TABİAT PARKI Bafa Gölü, Ege Denizi’nin Latmos Körfezi iken, Büyük Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla denize bağlantısı kesilince bir göl haline dönüşmüştür. Bitki örtüsü ve yaban hayatı zenginliğine sahip, manzara bütünlüğü içerisinde yerli ve yabancı misafirlerin eğlenme, öğrenme ve dinlenmesine uygun bir tabiat parçasıdır. Bu tabiat parçasının her noktasında fotoğraf çekilebilmekte ve resim yapılabilmektedir. Yüzey alanı 6708 hektar olan gölün derinliği 25m’ye ulaşmaktadır. Gölün ana su kaynağı, Büyük Menderes Nehri ve etrafındaki dağlardan gelen yer altı ve yer üstü sularıdır. Bafa Gölü’nün güneyinde, llbıra dağları; kuzeyinde ise haşmetli görüntüsüyle Beşparmak dağları(Latmos) vardır. Göl çevresi bitki örtüsü; sazlardan, söğütlerden, ılgınlardan, zeytinliklerden ve çam ormanlarından meydana gelir. Bahar aylarında yapılacak kısa ve zevkli botanik turları ile delta ekosisteminin ve doğu akdeniz maki topluluğunun en canlı ve sağlıklı bitki türleri görülebilmektedir. Geçmişte bir taşkın ovası özelliği taşıyan bu alan, günümüzde Büyük Menderes Deltasının sahip olduğu ekosistem özelliklerini bünyesinde barındırmakta ve yine nesli tehlike altında bulunan bir çok kuş türüne üreme ve kışlama ortamı sağlamaktadır. Dünyada nesli tükenme tehlikesi altında bulunan Kaşıkçı Kuşu göldeki adacıklarda, Ak Kuyruklu Kartal ise gölün bitişiğindeki Beşparmak Dağları’nda üremektedir. Kış aylarında göle barınmak amacıyla Küçük Batağan, Bahri, Karabatak, Küçük Karabatak, Tepeli Pelikan, Boz Ördek, Elmabaş Patka, Bataklıkkırlangıcı, Mahmuzlu Kızkuşu, Sakarmeke ve Flamingo gibi kuşlar gelir. Bu nedenle de Bafa Gölü Önemli Kuş Alanı’dır. Gölün plankton ve su bitkileri açısından çok zengin olması bir çok balık türünün gölde yaşamasına imkan sağlamaktadır. Bafa Gölü, zengin doğal ve kültürel kaynak değerleri nedeniyle 08/07/1994 tarihinde 12.281 hektarlık alanı kapsayacak şekilde Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir.Tabiat Parkı’na gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler suya girebilecekleri gibi doğa yürüyüşü, foto safari, resim, manzara izleme, olta balıkçılığı, kampçılık, gözlem ve botanik turu etkinliklerini yılın her mevsiminde yapabilirler. Bu nedenle yöreyi ve yöre halkının örf ve adetlerini tanımak isteyen çok sayıda yerli ve yabancı eko-turiste Bafa Gölü Tabiat Parkı’nda rastlamak mümkündür. Bafa Gölü’nün güneyinde ve Gölyaka ve Kapıkırı Köylerinde turizm işletmeleri vardır.Bafa Gölü içinde 5 adet ada bulunmaktadır. Bu adalarda savunma yapısı niteliği taşıyan pek çok yapılar bulunmaktadır. Manastır ve savunma kalelerinin olduğu adalar; İkiz Ada, Menet Adası, Kapıkırı Adası ve Kahve Asar Adası’dır. Yapının bulunmadığı tek ada, Serçin Gölü’nde bulunan Uyuz Ada’dır. Bafa Gölü’nün kıyısında günümüzde Mersinet İskelesi adını taşıyan İoniapolis körfezinin batı ucunda bir manastır bulunmaktadır. Manastırın kuzey kısmına ait yapılar, suyun toprağı alttan oyması ve toprak kayması sonucu yok olmuştur. Buradaki yapı kompleksi, engebesiz arazide yapılabilen tek manastırdır.Bafa Gölü kıyısının verilmi kuşağında yaşayan köy halkının korunmasına yönelik savunma yapılarından birisi, gölün kuzey doğusunda bulunun Sobran Kalesi’dir. Bafa Gölü’nün doğu ve güney kıyılarında Herakleia ve Miletos mermer ocakları vardır. Miletos mermer ocakları, Pınarcık(Mersinet) Köyü’nün doğusundaki Büyükasar Tepe’den başlayıp, Kahveasar Ada’nın batısındaki yükseltilere kadar uzanan, 5 km’den daha büyük bir alana yayılmıştır.Bu sahanın çeşitli yerlerinde, işlenişleri değişik aşamalarda kalmış, birçok sütun kasnakları ve mimari yapı elamanları bulunmaktadır. Bu yapı öğeleri altı yüzyıl süren inşaata rağmen tamamlanamayan ve Antik Dönem’in en büyük yapı harabelerinden biri olan Didyma’daki Apollon Tapınağı’nın yapımında kullanılmıştır. Mimari parçalar mermer ocaklarından aşağıdaki ovaya taşınması, halatlara bağlanmış kızaklar üzerinde yamaçtan aşağıya indirilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Ovada ise kızaklara öküz koşularak mimari parçalar limana taşınmışlardır. Buradan da günümüzdeki Pınarcık yayla yakınlarında bulunan, o dönemde Miletos’un liman kasabası olan İoniapolis limanından gemiyle Didyma’ya ait 30 km. Uzaklıktaki Panormos’a taşınmışlardır. Mimari parçalar burada rıhtıma indirildikten sonra yolun son kısmında tapınağa kara yolundan götürülmüşlerdir. Antik Dönem İoniapolis Limanı günümüzde Bafa Gölü’nün suları altındadır.Son yıllarda tarımsal sulamalar nedeniyle yeterli su verilmeyen ve çevresindeki tesislerin atıklarının arıtılmadan göle boşaltılması, gölün ekolojisinde bozulmalar meydana getirmektedir.
|